Kayıtlar

hayat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sabahları Erken Kalkmanız için 5 İkna Edici Sebep

Resim
Gece kuşu olarak hayatınızı yaşıyorsanız ve bu durum canınızı sıkmıyor ise bunu değiştirmenize gerek olmayabilir. Ancak bir süre sonra sağlık problemleri yaşamaya başlayabileceğiniz için ufaktan hazırlıklar yapmanız daha faydalı olacaktır.

Nereden Nereye Gidiyor Bu Kafa?

Yine yollardayim... Bunye alisik, gezmeden olmaz. Ordan oraya seyehatler... Bazen ucak, bazen otobus, kimi zaman araba, nadirde olsa tren veya feribot. Bu gece yolculuk otobusle. Kulagimda angus and julia stone - big jet plane ondan sonraki sarki ise daha sakat proncess chealsea - the cigarette duet ve sonrasida var tabi yaklasil 4 saatlik bir set beni istnbula atar :) Yolculuklarda iki seyi seviyorum: 1- Is yogunlugundan vakit ayiramadigim (boyle sacma bahane olmaz gibi ama durum bu)  okuma isleri. Su siralara seyehatlerde KAFA dergiai okumayi seviyorum. Hem eglendirebiliyor, hem dusunduruyor, hem de sorgulatmaya yardimci. Yolculuklarin ilk sevdigim yani evet bu okumak... 2- Dusunmek... Yolu veya bulutlari izlerken dusunmek guzel haci. Beyni relax moda alip bulunmasi gereken beya sorgulanacak soru veya dusunceleri rahat kafayla daha bir temiz hallediyorsun sanki. Hava karanlik, yol farlarla isildiyor. Sanki sinemada yerini arayan kisiye yol gosteren fenerci amca gibi. Hayat boyle ...

Hayat Nasil Geciyor?

Resim
Hayata dair kisa ama guzel bir video.

Dus Kurabilmeli Insan

Resim
Umut taşıyabilmek demektir düş kurabilmek. Yapabilecek olabilmek, gidebilecek, gidebilecek durumda olabilme demektir. Düşler olabilecek bir şeyin hayalidir. Eğer düş kurabiliyorsanız, düşünebiliyorsanız bu gün olmasa da olabilecek bir şey demektir. Aydan dünyayı seyretmek, düşlerimin içinde olanlardan biri. Seyreder miyim bilmiyorum. Büyük bir ihtimalle olmayacak bir şey şimdilik ama bir gün birileri ayda oturup dünyayı seyredecekler. Beynin çalışabilmesi gerekiyor. Biraz düzgün belki de. Yeni öğrendim bilmiyordum, Şarkıların arasına anılar saklanıyormuş. O yüzden hafıza kaybı yaşayanları müzik dinleterek tedavi etmeye çalışıyorlarmış. Notaların arasına saklanmış bir gülümseme, bir iç çekiş, bir el sallayış notaların arasında, bir kavuşma, bir bakış re nin arkasında bir saklanış fa ile mi nin arasından bir bakış, la ile si nin arasında bir kavuşma sarılması. Bir çocukluk hatırasının “biz tam yedi cüceyiz” şarkısının arasından size doğru koşarak çıktığını bir düşleyin. Düş kurmak...

Calmak Suc mu Yoksa Basari mi?

Bugun Facebook'ta bir arkadasimin begenmesi sonucu sagda akan kisimda gordum bu yaziyi.  Paylasan olarak Marco Savas Balaban Lopez isimli biri gorunuyor. Kaynagin ilk sahibi o diye dusundugum icin kendisinden alinti yaptigimi belirtmek istedim. Hemen hemen her kelimesine katildigim, ben yazsam da bu ayarda birsey yazardim diye dusundugum icin yaziyi sizlede paylasmak istedim. Biraz zaman ayirin ve okuyun derim emin cogumuz katilacak yazilanlara. 1995 yılında üniversiteden yeni mezun olduğum günlerde akşam evimizde yemek yerken hep beraber televizyona bakıyoruz. Haberlerde yurtdışında bilmem nerede mühendislik öğrencisi bir gencin, bir bankanın hesaplarından kendi hesabına milyonlarca doları nasıl geçirdiği haberi veriliyor. Babam bana dönüp şaka mı gerçek mi anlayamadığım bir ifade ile “bak millet ne büyük işler yapıyor (!) sen de gelmiş bana mezun oldum diyorsun, böyle paralar kazanamadıkça ne işe yarar mezun olmuşsun” demişti. Babam ne kadar şaka ne kadar ciddi söylemişti b...

Cikar Icin Adam Satmak

Bir sabah kalkacaksınız. Dost bildiğiniz senelerce aynı kaderi paylaştığınız arkadaşınız sizi beş kuruşluk bir çıkara satmış. Göbeğini kaşıyarak size hikayeler anlatıyor. Ne gülersiniz değil mi? Bende öyle çok gülmüşümdür. Hele şimdi daha da çok gülerim. Beş kuruşluk çıkara satan adama gülünmez mi? Biliyorum anlattığım şeye yakışmıyor olabilir. Adam beş kuruş da etmiyor olabilir. Siz ne çok eder demişsiniz onun için, ne övmüşsünüz. Ne olmadık methiyeler düzmüşsünüz onun için. Komik olan bu durumdur sizin için. Gülersiniz. Hayat onun gibiler için değil sizin için vardır. Ve kaybettiğiniz zaman ve değer için onun bir kuruş bile cebine girmemiştir. Kazandım sanır. Ve göbeğini kaşıyarak size hikayeler anlatır. İnanın… Dedim ya inanın…

Beyinler Yikaniyor mu?

İlk önce bir masaldır anlattıkları. Düşsel hikayeler, vampirler, periler, olmayan, yaşanamayacak, yaşanmamış uygarlıklarda yaşanmayan yaşanamayacak öykülerle karıştırılır beyinler. İyi soylu davranışlı vampirler. Çok acayip yaratıklar, çok kötü görünüşlü iyi olağan dışı güçleri olan yaratıklar. Dedim ya anlattıkları masaldır. Bayılır bunlara genç, pürüzsüz beyinler. Severler. Ve kabul edilemez şeyleri kabul etmeyi öğretirler içten içten. Altında ne var henüz tam çözemedim. Bu yeni kitapları, filmleri. Ama bir toplum mühendisliği, bir ince uğraşılmış proje kokuyor. Benim ki de sıkı bir vesvese olabilir. Yanılmış olabilirim, yanılıyor olabilirim. Altından kötü bir kabul edilemeyecek hikayeleri kabul ettirme çıkabilir. Tarih bu kuvvet de olmasa da böyle hikayeler yüzünden şimdi neleri kabul ettiğimizi de gösteren bir durumda. Klasikler yok artık gençlerin koltuk altların da artık. Sinemalar mı? Afişlere bakın yeter anlarsınız.

Mutluluk Nedir Biliyormusunuz?

Resim
Bir gece Patagonya’nın soğuk ve ıssız yollarında motorsikletiyle Che ne arıyordu? John Lennon’un çocukluğunda aradığı şey neydi? Ne bulmak istiyorlardı? Aya ilk ayak basarken Armstrong ne bulmak ümidiyle oraya gitmişti? Cengizhan bozkırları neden geçip her yeri almaya kalkmıştı? Insan hep mutluluğu arar… Mutluluğun bir tarifi varmış gibi gelir bizlere… Bir tarif vardır elbette. Ama mutluluk annemizin yaptığı yemek gibidir. Evet o yemeğin tarifi vardır. Ama anamızın yaptığına hiç benzemez. Lahana dolması ile barbunya desem. Arkadaşlarım bile annemin yaptıklarına hiç birini benzetemez. Mutluluk onun için öyle aranınca kolay bulunan bir şey değildir. O sizin ağız tadınızla en güzel yapanın elinden tam zamanında yenecek bir yemek gibidir… Biraz burun kıvırıp, tokluğunuzu da bahane ederek yemekten vaz geçtiğinizde de hemen tadı kaçar çeker gider. Bir daha ara ki bulasınız. Patagonya’da, çocukluk da, bütün bozkırda, Ay’da dolaş dur sonra.

Kucuk Prensi Hatirlarmisiniz?

Tanıştığımızda ilkokul kitabımızın bir küçük sayfasıydı. Çölün ortasında kalmış bir uçak. Bir küçük çocuk. Çölün o bunaltan sıcağının esintisinde: - Bana bir kuzu resmi çizer misin? O çocuk aklımla onun benim resmimi çizmesini istediğimi nereden bilirdim ki? Başucumun değerli kitabı, hayatımın her döneminin değerli arkadaşı Küçük Prens. Okuduysanız sizin de arkadaşınız olmuştur eminim. Daha henüz arkadaş olmadıysanız deneyin. O zaman kuzu olan koyuna gelince. Gülü yemeyecek kadar hayatı biliyorum ve terbiye oldum. Arkadaş ve dost nedir onları da öğrendim. Gülün kim olduğunu senin kadar olmasa da anladım. Ne zaman istersen gel beni de al gezegenine. Senin gibi fil yutmuş boğa yılanını görebilen arkadaşlara hala ihtiyacım var benim. Yılan hiç dert değil.

Kiymet Bilerek Yasamak

Bizim dünyamızın olmazları… Yaşıyoruz. Hem de çok güzel. Aslında sınırlarımız, özellikle yaşam sınırımız evrenin o kadar dar bir alanında ki inanılmaz. Olasılıklarımızı bir ölçmeğe kalkarsak, bir hesaplama zincirine vurursak bizim yaşama şansımızın o kadar dar bir alanda yer aldığını buluruz ki şaşarsınız. Güneşin dünyaya gönderdiği ışınlardan başlayalım. Helyum döteryum oluşması için ısı sınırı o kadar dar ki biraz fazla olsa, biraz az olsa güneş ışını olmayacak, tabi dünyada yaşam da. Dinazorlar niye yok oldu..? Karalarda yaşayan en büyük hayvan fil, nasıl tüketiyor. Yiyecek bulmak için nasıl bir çaba içerisinde şu anda? Günün on sekiz saatin de yemek zorunda. Fili iki misline çıkartın. Gerekli zaman otuz altı saat, peki gün kaç saat? Olmazların sınırı böyle başlıyor. Bir başka soru daha. Kaç derece ısı aralığında yaşıyoruz? Tek hücreli canlıları biraz dışarıda tutarsak sınırımız biraz daha az. Eksi yetmiş, artı 100 C. Çok zorlama ile. Evrenin büyük, çok büyük...

Bu Sefer Baslik Olmasin

Hayat cok garip artik kesin anladim. Hep bir yerlerden baslayip planlar yapiyoruz ama hic ummadigimiz anda, ummadigimiz yerden gelen bir sey ya da yasanan bir olay ile basa donuyoruz. Son bir kac aydir bende durum boyle tam evet su soyle olmali diyorum ama olmuyor, sanki gorunmez bir guc tam yapmaya calisirken beni aliyor ve geri geri cekiyor. Ama artik bunlari geride biraktim o gorunmeyen gucu alt ettim ve normale dondum. Son bir kac aydir yolunda gitmeyen isler, ozel yasam kisaca hayat artik yavas yavas rayina girdi, giriyor. Bende bloguma yeniden geri donus yapayim dedim :) Artik vakit buldukca gece-gunduz, uzun-kisa birseyler yazmaya calisacagim, gittigi yere kadar. Geri donus serefinede cok cok eskilerden bir sarki armagan ediyorum, ben cok severim umarim sizlerde seversiniz :) 4NonBlondes - Whats Up

Hayattan Alinacak Dersler

Yine uzak kaldim degilmi :) Gecen gunlerde islerden arta kalan bir ara internette gezinirken cok hosuma giden bir yazi ile karsilastim. Eminim bir cogunuz bu yaziyi biliyorsunuzdur ama ben ilk kez karsilastigim icin sizinlede paylasmak istedim, belki benim gibi ilk kez okuyan arkadaslar olabilir diye. Simdi siz biliyorsunuzdur dedim cunku bu tip yazilar genelde aninda dagitilip yayiliyor ancak ben ozellile FaceBook kullanmadigim icin bu ve benzeri yazilari ancak rastlayinca okuma sansi elde ediyorum. Neyse bayagi uzattim sanirim artik yaziyi paylasayim :) Birinci Ders: Okuldaki ikinci ayimda, hocamiz test sorularini dagitti. Ben okulun en iyi ogrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada cakildim kaldim. Son soru soyleydi : "Her gun okulu temizleyen hademe kadinin ilk adi nedir?" Bu her halde bir cesit saka olmaliydi. Kadini, yerleri silerken, hemen her gun goruyordum. Uzun boylu, siyah sacli bir kadindi. 50'lerinde falan olmaliydi. Ama adini ne...

Insan Nasil Yasamali?

Gectigimiz hafta arkadasim bir video paylasti benimle ve bende ilk once izledim ardindan da hemen favorilerime ekledim arasira izlemek icin. Bahsettigim videoyu yazimin sonunda sizlerle paylasacagim, once bir kac sey yazmak geldi icimden :) Biz insanlar gercekten ilginc yaratiklariz bir gun cok sevdigimiz bir seyden ertesi gun tamamen nefret edebiliyoruz, ya da doyumsusuz elde edemiyecegimiz bir seyi elde etmek icin ugrasip, didinip elde ettikten sonra hemen baska bir seye gecebiliyor yeni isteklerde bulunabiliyoruz. Simdi bunlari neden soyledim cunku video ile ilgili oldugunu dusundum. Hayat da hep kendimize hedefler koyarak ilerlersek cok basarili olacagimizi dusunuyorum. Herkese hirsli olmali ama zarar verecek kadar degil. Herkes de calisma azmi olmali ama ne fazla nede eksik. Kisaca yapacaklarimizi bilip hayattan da zevk almasini ogrenirsek yasamak o kadar guzel ve eglenceli olacak bence. Sanirim biraz cok konustum artik bahsettigim videoya geceyim umarim begenirsiniz.