Calmak Suc mu Yoksa Basari mi?

Bugun Facebook'ta bir arkadasimin begenmesi sonucu sagda akan kisimda gordum bu yaziyi.  Paylasan olarak Marco Savas Balaban Lopez isimli biri gorunuyor. Kaynagin ilk sahibi o diye dusundugum icin kendisinden alinti yaptigimi belirtmek istedim.

Hemen hemen her kelimesine katildigim, ben yazsam da bu ayarda birsey yazardim diye dusundugum icin yaziyi sizlede paylasmak istedim. Biraz zaman ayirin ve okuyun derim emin cogumuz katilacak yazilanlara.

1995 yılında üniversiteden yeni mezun olduğum günlerde akşam evimizde yemek yerken hep beraber televizyona bakıyoruz. Haberlerde yurtdışında bilmem nerede mühendislik öğrencisi bir gencin, bir bankanın hesaplarından kendi hesabına milyonlarca doları nasıl geçirdiği haberi veriliyor. Babam bana dönüp şaka mı gerçek mi anlayamadığım bir ifade ile “bak millet ne büyük işler yapıyor (!) sen de gelmiş bana mezun oldum diyorsun, böyle paralar kazanamadıkça ne işe yarar mezun olmuşsun” demişti.

Babam ne kadar şaka ne kadar ciddi söylemişti bunu bilmiyorum ama ne yazık ki hırsız olamadım Durum onu gösteriyor ki sadece benim babam değilmiş böyle düşünen ve bazıları ciddiye almışlar babalarının dediklerini.

Nasıl ve ne zaman başladı bilmiyorum ama bir süredir hem de uzun bir süredir çalmak, üç kağıtçılık yapmak, yalan söylemek, kandırmak, ahlaksızlık yapmak, hem de tüm bunları yüzü kızarmadan yapabilmek maharet sayılır olmuş ülkemizde. Dürüst olmak aptallık, kendine ait olmayan bir şeyi almamak salaklık, çalmamak beceriksizlik olmuş. İyi ve doğru iş yapanlara yapmaya çalışanlara enayi gözüyle bakılmaya başlanmış. Kimsenin hakkını yemeden doğru ve dürüst olarak çalışıp kazananlar değil çalıp çırpanlar takdir edilmeye başlanmış, çalamayanlar göstere göstere çalanlara imrenir olmuş. A partisi B partisi bence hiç birinin birbirinden farkı yok. Bugün muhalefette olanlar fırsat ellerine geçtiğinde çalmayacaklar mı sanıyorsunuz;  tabi ki çalacaklar... Makbul olan, takdir edilen, başarılı sayılan bu çünkü; çalmak.

Çalıyorlar ama hiç olmazsa hizmet ediyor diyenlere zaten diyecek bir sözüm yok.

Çözüm ne mi? Bence gelecek nesiller! Çocuğu olanlar şimdiden başlarlarsa 2-3 yaşlarındaki çocuklarına doğru olanı anlatmaya ve göstermeye bu iş düzelebilir. Sokakta sahipsiz bulduğu bir oyuncağı bile almanın doğru olmadığını, bedeli ne olursa olsun her zaman doğru söylemenin dünyanın en güzel şeyi olduğunu, kimsenin hakkını yememek gerektiğini, kuyrukta bekleyen insanların önüne geçmenin çok kötü bir şey olduğunu, hak etmeden kazanılan şeylerin asla huzur vermeyeceğini, severek başkalarına saygı göstererek paylaşarak yaşamanın ne kadar keyifli olduğunu anlatarak ve göstererek...

Ancak birey ve içinde yaşadığımız toplumun birer ferdi olarak değerlerimize yeni baştan sahip çıkarak bu işi yapabiliriz, başka bir çıkış yok bence. Aklıma geldi paylaşmak istedim

Umutla,

Hiç yorum yok: